Bir dolandırıcı, bir hacker, bir dövüşçü, bir hırsız ve bir stratejist. TNT‘de yayınlanan Leverage dizisindeki bu ekibin elinden hiçbir kötü adamın kurtulması mümkün deÄŸil. Evet kötü adam diyorum çünkü beÅŸ kiÅŸilik bu ekip tüm yetekneklerini iyi amaçlar için kullanıyorlar.
Leverage; “koz” demek. MaÄŸdur durumda olan kiÅŸilere bu ekip bir “koz” saÄŸlıyor. Kimi zaman kötü adamın elmasları çalınıyor, ÅŸirketi batırılıyor veya sırları açığa çıkarılıyor. Her durumda maÄŸdur olan kiÅŸinin maÄŸduriyeti giderilmiÅŸ oluyor.
İşte ekip:
Nathan Ford (Takımın beyni): Eski bir sigortacı. Çalıştığı şirketin patronları cimrilik yapıyor ve oğlunun hastane masraflarını karşılamıyorlar. Oğlu ölüyor. Hırslı. Kötülere karşı kin ve nefret dolu. Haksızlığa uğrayan birisini gördüğünde mutlaka yardımcı oluyor. Yaptığı dahiyane planlar sayesinde ekip başarıdan başarıya koşuyor.
Sophie Devereaux (Dolandırıcı): Çekici ve zeki. Ekibin ikinci kişisi. Kandıramayacağı erkek yok. Gerektiğinde takımın kontrolünü eline alıyor.
Alec Hardison (Hacker): Benim adamım. Bilgisayar aşığı. Sosyal hayatı yok. Bununla birlikte dijital ortamda yapamayacağı hiçbir şey yok. Sistemlere girmek onun için çocuk oyuncağı. Neşeli ve gerektiğinde ağzı iyi laf yapıyor.
Parker (Hırsız): Sevimli hırsızımız. Takımın en sempatiği. Kasalardan ve güvenlik önlemlerinden iyi anlıyor. Havalandırmalarda cirit atacak kadar atletik ve çevik. Parayı çok seviyor. Birkaç bölümde para ile kucaklaştığı oldu.
Eliot Spencer (Dövüşçü): Takımın kas gücü. İki sezondur önüne kim çıktıysa yere serdi. Hiç dayak yediğini görmedim.

Ekip böyle. Güzel bir dizi. Åžu anda ikinci sezonun sonunda. AMC‘de yayınlanan Hustle dizisinin tarzında, Ocean’s 11, 12, 13 tadında. Ayrıntılar resmi sitesinde.
İlgili Bağlantılar:
Çok sık zombi filmi çekilmiyor maalesef. Bu türün takipçilerinden birisi olarak özellikle de iyi zombi filmlerinin 2-3 senede bir karşımıza çıktığını söyleyebilirim. Zombieland iyilerden biri olmayı başarıyor. Hem sürükleyici, hem eğlendirici.
Film daha ilk dakikalarında mizahi yanını belli ediyor ve sizi kendisine bağlıyor. Sahneler basit ve yüzeysel değil, herşey iyi düşünülmüş. Ayrıntıya girmeyeceğim, karakterler üzerinden filmi anlatmak daha akıcı oluyor.
Columbus: Korkak. İçe kapanık. Antisosyal. Ama bu olumsuz özelliklerini tamamlayacak kadar akıllı, planlı ve titiz. Bu masum kahramanımızın tek derdi ailesiyle tanıştırabileceği -eli yüzü düzgün:)- bir kız arkadaş edinmek. Zombilerle dolu bir ülkede yolculuğu sırasında böyle bir kızla tanışıyor. Hayatını kurtarıyor, sempatikliğiyle gönlünü almayı başarıyor.
Wichita: Güzel ve cesur. Kız kardeÅŸinden baÅŸka kimseye güvenmiyor (filmin ikinci yarısına kadar). Amacı kız kardeÅŸini ülkenin doÄŸusundaki Lunapark’a götürmek.
Tallahassee: BoÅŸvermiÅŸ. Komik. Sempatik. OÄŸlunu kaybettikten sonra artık hiçbir ÅŸey umurunda olmuyor ve küçük ÅŸeylerden mutlu olmaya bakıyor. Çok zombi öldürüyor ve bundan aşırı derecede zevk alıyor. Filmin tadı tuzu da diyebiliriz. Columbus’la birlikte zıt ama eÄŸlenceli bir ikili oluyorlar.

Tanıtım bu kadar. Daha fazla bilgi almak ister misiniz? Bağlantıları takip edin.
İlgili Bağlantılar:
Kehanetlere inanır mısınız?
Filmde garip sesler duyan bir kız çocuğu bir kağıda sayılar yazıyor. Elli sene sonra bu kağıt ortaya çıkıyor. Üzerindeki sayıların aslında Dünya üzerinde gerçekleşen felaketlerin tarihlerini, ölü sayısını ve felaketin gerçekleştiği yerin koordinatlarını verdiği anlaşılıyor.
Filmdeki aksiyon sahneleri son derece etkileyiciydi. Bir uçağın düşmesi, metrodaki trenin raylardan çıkması ve Dünya’nın aşırı ÅŸekilde ısınarak tamamen yanması sırasında kendinizi orada hissedebiliyorsunuz.

Nicolas Cage’in ve filmdeki çocuk oyuncuların performansları görülmeye deÄŸerdi. Sıkılmadan, zevkle izlenecek bir film. Ancak sonu daha gerçekçi bitebilirdi. Uzaylıya benzer varlıklar filmdeki gerilimi arttırdığı gibi, gerçekçiliÄŸi de azaltıyordu maalesef. Ancak yine de Kehanet filminin sinema sitelerinde aldığı yüksek puanları hakettiÄŸini söyleyebiliriz.
İlgili Bağlantılar: